8. Renk: Seda

1492 views Yorum yap

Mart sayımızda yer alan Seda röportajının devamı burada! 🙂

Oyunculuk hayatın nasıl başladı?

Aslında bu hikaye biraz enteresan. Üniversiteye ilk girdiğim sene bahar şenliklerinde anfinin merdivenlerinde oturuyordum. Sonra yanıma bir kız geldi ve yüzümün tam reklam yüzü olduğunu söyleyip bana kartını verdi. Önce olumsuz baktım olaya ancak sonra ‘neden olmasın ki?’ dedim. Görüşmeye gittim ve hemen ardından Nescafe reklamı geldi. Reklamlardan sonra Sihirli Annem dizisi geldi. Sihirli Annem bittikten sonra Muck dizisi başladı. Çok heyecanlı ve isteyerek başladığım bir projeydi çünkü içinde hem dans hem de müzik vardı. Senaryodaki açıklar yüzünden o dizi de çok sürmeden bitti. Bir aradan sonra geçen sene Not Defteri’ne başladık. On üç bölüm sürdü. Şu an bir projem yok tamamen müziğe odaklıyım.

Şu zamana kadar sanatın birçok çeşidini tatmışsın. Peki seni en çok yansıtan hangisiydi?

Aslında hem dans hem müzik. Dans ederken kendimi güvende hissediyorum.
Boş vakitlerinde ne yaparsın?

Yazı yazarım, resim yaparım, tabii ki gitar çalarım. Film izlemeyi de severim. Ailemle zaman geçirmekte güzel boş vakitlerde. Pazar günü zaten bizim aile günümüzdür. Bu bir kural, pazar günü birlikte olmak zorundayız.
Ailenle yapmayı en sevdiğin şey ne?

Bizim aile total olarak çok eğlenceli. Biz bir araya geldiğimizde oyun oynarız.

Kardeşin var mı?

Hayır ablam var. Onun çocuklarıyla oynamayı çok severim.

 

Ailenle yaşadığın en büyük sıkıntı neydi?

Konservatura gitmek istemem sanırım. Çünkü onlar geleceğim hakkında kaygılılardı ve daha elle tutulur bir bölüm seçmemi istiyorlardı. Hani aile hayır dediğinde canınız daha çok ister ya o yasak şeyi, bende de öyle olmuştu. Onun dışında her zaman birbirimize desteğizdir.

 

Arkadaşlarınla aran nasıl?

Etrafımda çok fazla arkadaş yok. Biraz seçiciyimdir bu konuda. Fazla olmasın ama gerçek olsun diye düşünürüm.

 

Arkadaşlarınla en çok ne yapmaktan hoşlanırsın?

Konuşmak, müzik dinlemek ve bazen yan yana oturup susmak. Çünkü insan en yakınındakilerle oturup sustuğunda rahatlıyor, kendini iyi hissediyor bence. Onun dışında kendi oyunlarımızı türetmeyi çok seviyoruz. Örneğin önümüze bir kağıt alıp aklımıza gelen ilk kelimeyi yazıyoruz sonra onun çağrıştırdığı diğer kelimeyi yazıyoruz ve böyle devam ediyor. En sonunda bakıyoruz ki iç dünyamız ne kadar karışmış ya da ne kadar ilginç.

 

Bize anlatacağın komik bir okul anın var mı?

Aslında çok komik olmasa da bir anımı anlatabilirim. Ben saatlerce oturmayı hiç sevmem ve beceremem. Üniversitede uzun derslerde resmen kendimle savaşıyordum hareket etmemek için. Bir gün dayanamayıp ayağa kalktım yürüdüm. Hoca biraz sitem etti çünkü yaptığım şeyi anlamamıştı. Ancak sonra olayı anladılar ve benim ara ara ayağa kalkmamda sakınca görmediler.

 

Lise de kopya çektin mi?

Evet çektim:) Ben çalışkan bir öğrenciydim hocalar benden asla öyle bir şey beklemezdi o yüzden yakalanmadım da. Çok saçma bulduğum bir ders vardı ona çalışmak yerine diğer derslerime çalışıyordum. O dersin sınavında da bir kağıt hazırlayıp kopya çekmiştim. Kimsenin ruhu duymamıştı:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir