Manşet Röportaj Ünlüler

“Parçalarım paralel evrende yaşıyor”

Müzisyen Atilla Volga ile müzik yolculuğunu ve çalışmalarını Heygirl’e anlattı.

Seni yakından tanıyabilir miyiz?

1989 İstanbul doğumluyum. Çocukluğumdan beri bilim ve sanata tutku derecesinde ilgili biriyim. Ne yardan ne serden vazgeçemediğim için üniversite sınavı sonrası tüm tercihlerimde Fizik yazma kararı aldım ve müziği paralel olarak devam ettirdim. Bir süre çeşitli okullarda İngilizce Fizik ve Fen dersleri verdikten sonra bu sorunlu eğitim sisteminde yer almamaya karar verip kendimi okullardan soyutladım ve kendi ev-ofisimde öğrencilerime fizik ve müzik dersleri vermeye başladım.

Müzikle tanışman nasıl oldu?

Aslında anne karnında oldu 🙂 Annem bana hamileyken müzikallere gidermiş. Bana dolaylı da olsa canlı ve nitelikli müzikler dinletmek istemiş. Doğduktan sonra çok sesli müzikler ile büyümüşüm. Babam da neyse ki iyi bir müzik dinleyicisi sayılabilir. 3 yaşında bana aldıkları org ile de müzikle bir daha hiç kopmayacak kuvvetli bir bağın temellerini atmışım. Hatta öyle ki o org sayesinde okuma-yazmayı öğrenmişim o yıl. Bu yüzden müzik ile tanışmamış olsaydım hem ruhsal hem zihinsel anlamda şimdi olduğum kişiye dönüşemeyecektim. Kendimi çok şanslı sayarım.

Neler sana ilham veriyor?

Başta kadınlarla kurduğum, kuramadığım ilişkiler… Kopuşlar ve kopamayışlar… Bunun haricinde tarihsel olaylar ve figürler, gezdiğim şehirler, müzeler, gündem, insanlar ve insanlık… Ve kuşkusuz felsefede “tin” denen kendi özümle kendi ruhumla olan iletişimim ve yaşadığım iç çatışma bana ilham verir.

 

Yaptığın müziği nasıl tanımlıyorsun?

Belki inanmayacaksın ama hala müziğimi tam manasıyla tanımlamakta zorlanıyorum. Müzikte genelgeçer olduğu iddia edilen bazı kurallara bağlı kalamadığım için de parçalarım aslında paralel evrende yaşıyor desem yeridir:) Yazdığım sözler insanları ters köşe yapıyor veya müzikler bazen hiç beklenmedik yerlerde bitiyor ve dinleyiciler alkışlasak mı diye şaşırıyorlar:) Bu yüzden tanım ve tür denilince zorlanıyorum. Yine de tüm bestelerimi kapsamasa da kısa bir ifadeyle bağımsız-alternatif rock diyebilirim.

Müzisyen olmanın en sevdiğin ve en sevmediğin yanı ne?

En sevdiğim yanı insanlara tensel temas olmadan dokunabilmek… Ürettiğin ses dalgaları vasıtasıyla insanlarda insanlarda yeni bir titreşim oluşturmak, bu titreşim ile insanların duygularına yön verebilmek veya onların kendinde farketmediği duyguları açığa çıkarabilmek.Yoksa insanlarda olan bir duyguyu, örneğin acıyı ve hüznü aşırı dozda kullanmak ve onu işleyip işleyip insanların modunu daha da düşürmek ve onları etkilemek en kolay ve en çok tutan yöntem. Ben bunu tercih etmiyorum ve kolaya kaçmak olarak görüyorum. İnsanları yeni patikalara sürüklemek benim müzisyenliğe dair en sevdiğim yanlardan biri. En sevmediğim yanı ürettiğim besteleri kaydederken ve paylaşırken kendime karşı çok gaddar davranıp mükkemmelliyetçi bir tutum ile kendimi baltalamam. Üretim sürecini çok uzatıyor olmam.

Pandemide en çok etkilenen sektörlerden biri de müzikti. Bu süreçte neler yaşadın?



Manevi boyutuyla soruyorsan kuşkusuz kötü etkilendim, müziğimi canlı duyurabilme fırsatı olmuyordu elbette sert tedbir ve karantina günlerinde. Sosyal medya ile az da olsa bestelerimi insanlarla paylaşma dürtümü tatmin ettim elbette ama bir yere kadar doyurucu oluyor o. Müzik asla sanatçının kendisinde biten bir olgu değil, dinleyiciler olmadan kendimi noksan hissediyorum. Maddi boyutuyla soruyorsan, neyse ki beni pek etkilemedi çünkü lisans ve yüksek lisans derecelerinde olmak üzere 5 farklı bölümden mezunum. Hal böyle olunca ilgili ve bilgili olduğum alanları maddi yönleriyle değerlendirmekte zorluk yaşamadım. Müziğe de hayatım boyunca hiç sadece maddesel boyutta bakmadım. Benim için tek, yegane bir maddi kapı olsun istemedim. Aslında bu yüzden çocukluk tutkumu bu güne değin şevkimin üzerine koyarak taşıyabildiğimi düşünüyorum. Çünkü bu süreçte maalesef enstrümanlarını bile satmak zorunda kalan sanatçılar oldu. Bu noktada Atatürk’ün “sanatçı alnında ışığı ilk hissedendir” sözüne ve vizyonuna bağlı kalan bir ülke olamadığımız için bizim ülkemizi diğer ülkelerden daha çok etkiledi. Yine de yaşadığım şehir İBB’nin müzik ile ilgili üstün çabalarını görmek mutluluk vericiydi.

Hiç kötü bir performans tecrübesi yaşadın mı? Yaşadıysan bundan neler öğrendin?

19 yaşındaydım, üniversitedeki rock grubumla Taksim’deki ünlü yerlerden birinde performansımız vardı. Sahneye çıkmadan önce tüm gün vokal çalışması yapmıştım. Sahneye çıkana kadar tüm enerjimi tüketmişim farketmeden… Sahneye çıktığımda pek sesim çıkmamıştı. O günden sonra performans günleri sesimi hiç kullanmadım.

Başka bir müzisyenin sana verdiği en iyi tavsiye neydi? 



Bülent Ortaçgil seneler önce parçalarımı dinleyince müziklerini beğenmiş ama yazdığım sözlere eleştiri getirmişti. Kafiyeli yazıyorsun bu kadar önem verme kafiyeye demişti 🙂

Müzik dışında nelerle ilgileniyorsun?



Veganım ve hayvan hakları savunucusuyum, bu yüzden tür ayırt etmeden hayvanlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Motosiklet gezileri ve tabiat koşuları yaparım bunaldığımda. Boks yapıyorum 15 yıldır. Satranç oynamayı çok severim. Ve tango en büyük tutkularımdan biri.

Önümüzdeki dönem planların neler?

Her şeyden evvel, müziğimin karakterini koruyarak kendim gibi müzik yapmak… Müziğimi anlayan ve anlamlandıran ne kadar çok insana ulaşabilirsem kendimi şanslı sayacağım… Büyük hedefler beraberinde gerçekleşecek. Kuşkum yok, umudum çok.

Yorum Yapın