“İlk” sendromu

3881 views Yorum yap
alt

alt‘İlk’ sendromu derken ilk trenini kaçırmamak gerekir:)

Pazartesi sendromu bir yıl içinde tam 52 kere, ders çalışma sendromu da bir yıl içinde yaklaşık 100- 120 kere çıkar karşımıza. Her ders çalışmak, iş yapmak gerektiğinde iş yapma sendromuna, her pazartesi sabahı yataktan kalkamadığımız dakikalarda da pazartesi krizine kapıldığımızı fark eder, bir kere daha kızarız böyle krizlerin hayatımızda neden var olduğuna. Bir de fark etmeden başka bir krizle daha boğuşuruz, bunu fazla fark etmeden: İlk sendromu.

İlk sendromunun tanımını bilim adamları nasıl yapmış açıkçası bilmiyorum ama kendi sözlüğümdeki kelimelerle yeteri kadar tanımlayabildiğimi düşünüyorum. Bu hastalık tablosu, bir eylemi ilk kez yaparken ya da bir süreçten içeri adım atarken insanın bilmediği ve hiçbir zaman da kestiremeyeceği bir sebepten dolayı o eylemi yapma durumuna karşı üzüntü, öfke ya da sıkıntı duymasıdır. Aynı bir haftaya başlarken bir anda kendimizi mutsuz hissetmemiz, bir sınava girerken soruları cevaplayamamaktan korkup sınav boyunca tıkır tıkır tüm bildiklerimizi yazabilmemiz, bir işe başlarken vazgeçme moduna girmemiz, işi yaparken ise iyi ki vazgeçmemişim dememiz gibi…

Daha da açık konuşmak, işi bütün teorik halinden çıkarıp kendimden anlatmak gerekirse de benim ilk heygirl blog yazımı yazarken bir back space tuşuna bir de bir harfe basmam bunun en büyük örneği. Yazı heygirl-blog kısmındaki ilk yazım olacağı için olsa gerek bir kararsızlık, bir telaş, şahsıma münhasır bir ruh hali içindeydim tam da ilk üç cümlemi yazıp bitirene kadar. O üç cümlenin nasıl oluştuğunu biri kameraya kaydetse, emin ol ‘bir yazarın dramı’ anahtar kelimeyle youtube’dan videoya rahatlıkla ulaşırdın:)

Kısacası ilk sendromu, beceriksizlikle olmakla,  başladığın işin zorluğuyla, içinde bulunduğun durumun belirsizliğiyle filan hiç ama hiç alakalı değil. Hatta bir şeye başlamak daha da enteresan bir biçimde sendrom filan da değil. İlk’ler bizim bir yeni şeye daha dahil olmamızı sağlayan aracılar aslında. Aynı artık bu heygirl blogta artık yerimi almış olmam, aynı senin de istediğin takdirde yazmak istediğin şeyleri sanal günlüğünde bizle paylaşabileceğin gibi.

Ah şu sendrom kelimesi! En güzel anlarımızı sıkıntılı süreçler gibi algılamamıza yol açıyor. En iyisi napalım biliyor musun, şu kelimeyi türkçe-kendimizce sözlüğümüzden atalım. Sonra da her gün burada yazdığımız şeylerle buluşalım:)

Bonus soru: Mysıs ayı sürpriz ayı olabilir mi?

Olabilir. Çünkü anneler günü geldi geçti, anneler sürprize, onları çok seven biz kızları da onları mutlu görmeye doyduk. Sonra bir gün interneti bir açtık, heygirl.com.tr eskisinden de güzel bir biçimde, deli* bir içerikle karşımıza çıktı. Tabii bir de kötü sürpriz olarak Depeche Mode’un solisti hastalandı, Depeche Mode konseri de eğlence de yalan oldu. Sağlık olsun mayıs sürpriz ayı ne de olsa. Sıkı durmak, sürpriz yağmurlu günlerde şemsiye taşımamak gerekir:)

*deli, bu cümlede fantastik boyutta anlamında kullanılmıştır:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

TIK TIK TIK

Derginde görmüş olduğun Tık Tık haberlerinin hepsini burada bulabilirsin:)   Ariana Grande – No Tears Left To Cry BTS – FAKE LOVE STATUS UPDATE Jurassic World: Fallen Kingdom PRETTYMUCH – Hello Matt Hunter, Lele

Devamı   14549